
Tür: Bilim-kurgu, Aksiyon, Drama
Gösterim tarihi:10 Nisan 2009
Yönetmen:Alex Proyas
Oyuncular: Nicalas Cage
Konu:
1959 yılında, bir grup öğrenciden geleceğin neye benzeyeceğini resmetmeleri istenir. Resimler 50 yıl boyunca saklanır. Yarım asır sonra, resimlerden birinin aslında bir mesaj olduğu ve geçen 50 yıl içinde yaşanan tüm büyük felâketleri tahmin ettiği ortaya çıkar. John Koestler belgeden, üç büyük felâketin daha yaşanacağını ve bunlardan sonuncusunun küresel çapta bir yıkıma yol açacağını keşfeder. Felâketi durdurabilmek için zamanla yarış başlar.
Kritik:
Uzun zamandır görsel efekt bakımından beni tatmin edecek bir filme gitmemiştim.Bu film görsel efektler bakımından gerçekten harikaydı.
Senaryoya gelince, film bu açıdan tam bir fiyasko. Böyle kötü bir seneryo yazacaklarına senaryosuz doğaçlama çekselermiş daha güzel olurmuş. Konular o kadar basit birbirine bağlanmş ki, izlerken acaba ortaokul çocuğu mu yazdı bunun senaryosunu diyor insan.
Müziklere gelince, görsel efekler gibi müzikler de film ile uyumlu ve başarılı olmuş. Ses kalitesi o kadar iyi ki, gitttiğim sinamada sesler en son cızırtı yaptı, hoparlör dahi kaldıramadı bu kaliteyi :=).
Yine de çok büyük beklentilerle gitmemek kaydıyla izlerken zevk alınacak bir film. Ama dediğim gibi bir baş yapıt bulacağız havasında gidilirse tam bir fiyaskoya dönüşebilir filmi keyfi. Film git görsel şöleni izle ve filmden çıkınca unut gitsin tarzında.
Fragmanı;
Özeleştiri:
Kehanet deyince aklımda üç sahne kalıyor. Birincisi 38. dk'daki uçak düşme sahnesi. Adeta uçak düşme sahnesi yapmamışlar, uçağı bizzat düşürmüşler =). İkincisi ise 115. dk'daki tren kazası sahnesi. Üçünsü ise filmin sonundaki dünyanın yok olma sahnesi. Sadece bu üç sahneyi izlemek için dahi gidilebilir, diyecem ama sadece bu üç sahne var filmde, gerisi boş =). Filmin senaryosu, eski holywood filmlerindeki dünya yok olacak, bizim karamanımız dünyayı kurtaracak şeklince. Ancak bu kez başarılı olamıyor. Eskiden kahramanlar dünyayı hep kurtarır, ben de sini olurdum, bir kez de farklı bir şey olsun diye; bu kez oldu ama yine sinir oldum, bu kadar basit senaryo olamaz diye.
Holywood tren sahnesinde yine klasiklerini konuşturuyor. Karşıdan hızla tren geliyor, gürültüyle. Nedense bu treni kimse farketmiyor, başrol oyuncusu ilk görüyor, ve herkese koşun diyor. Diyerleri de koyun ne denirse onu yapıyor, kimse geriye bakıp treni görmüyor. Başka bir nokta ise, kahramanımız ilk vagonda ama tren ilk vagona diğer bir sürü vagona çarptıktan sonra çarpabiliyor.
Garip sesler fısıldayanlar meğerse uzaylılarmış, aman ne ilginç!!!. O kadar zaman gösterilen siyah taşlarsa sadece taşmış, en ilginci de bu.
Bir Holywood klasiği daha, çocuk babasından daha zeki, babasına laf sokup duruyor. Babası da kim ki üniversitede öğretmen. Bizim sıradan öğretmenimiz bir bakmaya kağıtta yazanın bir tarih olduğunu iki çizik atarak anlıyor. Daha da ilginci hemen gooogle amcamıza danışıp bu tarihin bir kazaya denk geldiğini anlayıveriyor. Arada anlayamdığı sayıları da boş bırakıp, yine de diğer tarihleri buluveriyor. Sıradan hoca işte, hangimiz olsak bunun bir tarih olduğunu, hem de kazaların tarihi olduğunu bir bakışta anlardık.
Son olarak Nicolas Cage'in oğlu da sesler duymaya başladı ve kendinden geçmiş bir şekilde tarihler yazdı. Madem dünya birkaç gün sonra yok olacak o neyin tahini yazdı?. Yoksa yeni gittiği dünyada mı olacak olayların tarihi=)
0 comments:
Post a Comment